Dümenden Sporun 2008 Halkaları

Yıl M.Ö. 776 Yunan site şehirleri arasında kalan Olimpos dağı ilk kez bir güç savaşına tanıklık edecekti. Gün ağarmaya yakın insanlar dağın yamaçlarında toplanmaya başlamıştı bile.
Kurtdereli Mehmetler
01 Eyl 2008

DÜMENDEN SPORUN 2008 HALKALARI

 

Yıl M.Ö. 776 Yunan site şehirleri arasında kalan Olimpos dağı ilk kez bir güç savaşına tanıklık edecekti. Gün ağarmaya yakın insanlar dağın yamaçlarında toplanmaya başlamıştı bile. Üç iri adamı konuşuyordu herkes, onlar aynı zamanda birer savaşçıydı: Stada, Dialus, Delichas. Ve Stada’nın attığı ilk adım bir güce meydan okuma, doğayla yüzleşme, kendi doğasının önüne geçebilme gayretiydi. Yaşadığımız devirde böyle bir amacın ne gibi bir sonucu olacağını düşünür durur insanlar. Oysa amaçların sonucu, amacın insanda bıraktığı tatmin duygusunun karşılığıdır. Zaman içinde değişen ihtiyaçlar amaçları belirler. Söz gelimi atalarının uzlaşması neredeyse imkânsız olan Cherokee ya da Chickasaw kabilesindeki bir kızılderilinin amacı seneler sonra sadece kendi karnını doyurmaktan fazlası olur. Plantasyon ve köle sahibi olmak da dâhil olmak üzere sömürgecilerin adetlerini benimsemeleri ve genellikle komşularıyla iyi ilişkiler kurmaları, onların amaçları üzerinde bir yoldur. Amaçlar bir yana onlara ulaşmadaki yol ne kadar değişikliğe uğrarsa uğrasın nihai olarak istenen, kaçınılmaz olarak asıl bu yollar üzerinde değişikliğe uğrayacak olandır. O halde zaman içinde gündelik hayata dair her şey amaçların yönünü değiştirmekte ufak da olsa katkı sağlamaktadır. İlk olimpiyatlardan bu yana yaklaşık 2800 sene geçmiştir. Amacın şu anki adı paradır. Toplumun büyük bir çoğunluğu parayı bir araç olarak görür, ihtiyaçlarına ulaşmak adına kullanır. Para bireysel mutluluğa giden bir araç olarak görülürken işin aslı yüzyıllar içinde ortaya çıkar. Toplum ihtiyaçlarını bu yolla karşılamaktadır peki ya ihtiyaç fazlası, yani kapitalistlerin yatırım dediği. İşte bu asıl amacı, yolundan çıkarıp insanlarda sürmenaj etkisi yapandır. Asıl amaç kapitalizm çerçevesinde paraya dönüşmüştür. Bu kapital döngünün kaçınılmazıdır.

Politika paranın ekseninde dönüp giderken olimpiyat oyunlarının bu kadar önemli oluşundaki temel neden, sporcuların gösterdiği performans üzerinden reklâmı yapılan devlettir, amaç her şekilde paradır. 1936 Berlin olimpiyatlarında Hitler’in, sporcuları Nazi propagandası aracı olarak kullanması buna güzel bir örnektir. Masum çocukların masum oyunları gibi, kardeşlik, barış hatta ırkçılık karşıtı bayat propagandaların yapıldığı olimpiyatların tarihi hiç de bu kadar masum olmamıştır. Pisliğe pislik karışır. Keza 1972 Münih Olimpiyatları'nda, oyunlar tarihinin en önemli saldırısı gerçekleşir. Filistinli 8 ‘Kara Eylül’ militanı, İsrail adına yarışan 11 sporcuyu esir alır. İki sporcuyu hemen öldürüp diğer 9 sporcuyla beraber Almanya'yı terk etmek üzere havaalanına gelip de Alman güvenlik güçlerinin operasyon hazırlığında olduğunu fark ettiklerinde, diğer 9 sporcuyu da öldürüp çatışmaya girerler. Toplam 18 saat süren bu olayda 11 sporcunun yanı sıra bir Alman polis ve 5 militan da öldürülür. Bir bakıma bu da bir olimpiyat rekorudur, yine de Ortadoğu’da nicedir olup bitenlere bakıldığında bu rakamların esamisi okunmaz. Yine 1972 Olimpiyatları kapanışının yapılacağı 11 Eylül’de Stuttgart'tan bir uçak kaçırıldığı ve Arap teröristlerin törene bomba atacağı haberi alınır. Görevliler kaçırılan uçağın iki savaş uçağı tarafından takip edildiğini, Münih'e yaklaştığı takdirde düşürüleceğini açıklarlar. Fakat bir süre sonra radarın takip ettiği uçağın başka bir sivil uçak olduğu ortaya çıkar. Kaçırılan uçak bulunamaz. Gerçekten kaçırılan bir uçak olup olmadığı bilinemez.

Kapitalizmde her şey meta üzerine kurulmuştur. Spor dallarının bile hangisi daha çok kazandırıyor diye seçildiği bir sistemde olimpiyatların da bu temelden yapıldığını idrak etmek herhalde üstün bir zekâ gerektirmez. 2008 olimpiyatlarında Çin 20 milyar dolardan fazla para harcamıştır. Çin’i güya tüm dünya, Asya’nın hasta adamı olarak görüyormuş. Bu olimpiyatlar da bu imajı silmek içinmiş. Günlük 1 dolara işçi çalıştıran bir ülkenin imajını kurtarmaktaki çabası, var olan bir iyileştirme durumu üzerinden gerçekleşmiyor, durumun vahametinin üzerine makyaj yapıyor devlet. Bir kapitalistin düşünce yapısına hiç de ters bir mantık değil bu: tutarlı bir yozlaştırma durumu. Basına sızdırılması uygun olmayan işler de var tabi olimpiyat oyunlarının oynanacağı yerlere yakın muhitlerde, sırf çirkin ve eski olduğu gerekçesiyle evleri yıkıyorlar, sonra göstermelik bir tazminat ödüyorlar, bağır ama alçak sesle! Demeye getiriyorlar. Çin hükümeti’nin baskıcı politikaları yansıyor tabiî ki de alana. Güvenlik kontrolündeki sıra kilometrelerce uzamış. Devlet alenen doping yaptırıyor, yurtdışından bir yetkilinin kontrol yetkisi yok. Zaten Çin’de çocuk yaşta sporcuları alıp doping kullandırarak yetiştiriyorlar. Ufacık çocuklar kendilerinden on yaş büyük sporcuları açık ara geçiyor. Uzun süre doping kullanmaktan yüzünde sakal çıkmış, adem elması kabak kadar olmuş kadınlar var. Resmen hormonlarıyla oynanıyor. Bunlardan dolayı Kore’ye kaçıp orada antrenörlük yapan kişi ülkesine dönemiyor. Çünkü doping ürünlerini üreten en büyük el de Çin’de. Dünya’ya doping ilaçlarının büyük bir kısmını Çin ihraç ediyor. Tabi vücut geliştirme vitaminleri, proteinleri, aminoasitleri adı altında.    

Olimpiyat tesisleri masraflarının planlananın çok üstünde olduğu söyleniyor. Bu da demek oluyor ki, fatura yine halka kesilecek. Zaten tesislerin inşaatı sırasında 13 işçinin hayatını kaybetmesi rezaletin, cehaletin, saçma sapanlığın hangi boyutlarda olduğunun göstergesidir. Çin’in başında bir belâ var: Tibet. Olimpiyat meşalesinin ülkeler çapında taşınması sırasında Tibetlilerin yaptıkları gösteri ve engellemelerle bu belâya tanık olduk. Aslında Çin, Tibet’e önceden beri kayırıcılık yapıyor, kimi zaman da baskı uyguluyordu. Çin, Tibet’i 1950’de tamamen ele geçirdi. Komünist rejimde, 60’ların kültür devrimi süresince Budistlerin tapınakları mahvedildi. Aslında tapınaklara zarar verenler Çinliler değil yerli komünist işbirlikçilerdi. Komünist rejimden önce Tibet yaşanılabilecek bir yer değildi. Dalay Lama döneminde ülkede fazlasıyla fakirlik ve salgın hastalıklar baş gösterdi. İnsan ömrü ortalama 30 yıldı. Tibet’in ekonomik dokusuna, altyapılarına, eğitim ve sağlık hizmetlerine Çin büyük katkıda bulundu. Son yıllarda dine karşı da tolerans göstermeye başladı. Fakat Amerikalıların Kızılderililere yaptıkları gibi, Tibetlileri de gettolar içinde yaşamaya mecbur ettikleri iddiaları asılsız değil. Ülke kaynıyor, haydutlar, çeteler Çinli göçmenleri öldürüyor, Çin hükümeti bütün bunları karşısında sıkı askeri tedbirler alıyor ve harekât yapıyor. 2008 Olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapacak Çin’e karşı, kimi ülkelerde protestolar ve oyunları boykot etme eğilimleri var. Ağustos’ta bu eğilimlerin boyutunu göreceğiz.

 

 

                                                                                                                       Muzaffer MANKIR