Dünyadan Nefret Edenler
01 Eyl 2008
DÜNYADAN NEFRET EDENLER
Bir süredir hepsi emilemeyen bir suyun üstündeki bok gibi yüzüp duruyor. Susurluk'ta da böyle değil miydi?
Önünüze konan bir hikâye kavrayışınızı aşan bir hal aldığında; bu hikâyelemenin mantığıyla çatışmaya başlayabilirsiniz.
Ek belgeleriyle birlikte on binlerce sayfayı bulan Ergenekon iddianamesinin hazır edilmeye uğraşıldığı sırada, henüz soruşturma sürüyorken pek önemli istihbari bilgiler birdenbire bizzat kaynağından, istihbarat örgütlerinden, ufak dolayımlar geçirerek, hafiften sansür edilerek, parça parça kamuoyuna servis edilmeye başladı. Normal şartlarda hukukun üstünlüğü ilkesini lafı güzaf etmemek için bir parça daha titiz olmak icap ederdi. Yürütülen soruşturmaya ve açılan Ergenekon davasına bakarak, Türkiye’deki devlet örgütlenmesinin kendi kapsamını belirleme yetkisinden feragat edeceğini ve kendi belkemiğinin yerinden oynatılmasına razı geleceğini beklemek güzel olabilir. Şu var ki, bu feragat aynı zamanda devletin ölümsüzlük fikrini terk etmesi ve ilelebet payidar kalma yönündeki eski taahhüdün sorgulanır hale gelmesinin önünü açması olur. Devlet güdümlü ve yasa dışı oluşumlar hakkında hem doğrudan (yargı kurumları aracılığıyla), hem dolaylı olarak (her nevi audiovizüel medya aracılığıyla) bu derece bilgi sahibi edindirildiğimiz vaki değildir. Darbe teşkilatının powerpoint’te hazırlanmış dikey örgütsel şemaları, yaygın ve sistematik fişleme belgelerinin fotokopileri ve yerine görerahat mühim telefon görüşmelerinin deşifrasyonları, hepsine de çarşaf çarşaf, kanal kanal yayınlanmak nasip oldu. Bir süredir hepsi emilemeyen bir suyun üstündeki bok gibi yüzüp duruyor.
Ergenekon davasında sanık sandalyesinde oturacak olanlar asıl olarak, bu kutsalı araçsallaştırmayı ve örgütlenmenin değişik kademelerindeki imtiyazlarından fayda elde etmeyi asıl uğraşları edinmiş olmakla suçlanıyorlar. Sanıkların nitelikleri ve birkaç ay öncesine kadar sahibi oldukları nüfuz da davanın yüklendiği anlamları belirleyenler arasında. Toplumun, davanın niteliğini kavramadaki ve yüklendiği anlamları olduğu gibi benimsemekteki ağırdan alışı da bundan kaynaklanıyor. Hepimiz, iyi bir amaç için her türlü aracın mubah kabul edildiği bir geleneğe doğduk. Bu memleketin kadınları ve erkekleri çoklukla en derinlere sinmiş bir cemaat duygusuna tutunurlar, mevcut en yetkili ağzın tarif ettiği yerde elden geldiğince hazır bulunmaya çalışırlar. Durumdan vazife çıkarmak gibi bir tuhaflık daha huy edinilmiştir ki, balkona bayrak astıran da, ‘gelene ağam gidene paşam’ deyip selama durduran da bu huydur. Soruşturmanın kıymetini teslim eder görünen değerlendirmelerin sahibi kalemler, arada bir okuyucularını bir toplumsal arınma ayinine davet ediyorlar. Ömrünü yoksun ama en azından bir umudun sahibi olarak, o da değilse sarsılmaz bir tevekkülle sürdüren ‘ayaktakımı’ndan beklenen, devletinin yeniden organizasyonu sırasında onlarca yılın sır kasalarının boşalacağı beklentisiyle dolup taşması. Ödevini yerine getirecek makbul vatandaşın beklentisi ziyadesiyle sömürülecek. Daha önce de oldu bu, ben henüz çocuktum. ‘Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ şiarının başlara taç olduğu Susurluk günlerinde, tuzla ekmek kadar hak, tuzla ekmek kadar yakın görülmeye başlayan ‘temiz bir yarın’ fikri ülkeyi demokrasinin kıyılarına getirip bırakayazdı. Aynı demokrasi, Bucaklar soyunun her daim esirgenen ve bağışlanan oğlunu ‘temiz yarınlar’ın meclisine vekil atadı.
İstihbarat bilgileri ne işe yararlar bir kez daha görmüş olduk. Kendileri de daha önce istihbarat toplamış, gizli görüşmelerde kararlar almış, ‘gizli’ belgeleri bir şekilde edinmiş kimselere ait arşiv, doküman gayretli bir istihbarat çalışması sayesinde ele geçirildi. Veli Küçük’e ait telefon konuşmalarının Emniyet’in dikkatini çekerek kayda alınan kısımları tek başına 7 bin sayfa tutuyor. Akşam gazetesi eski yazarı Tuncay Güney’in evinde ele geçirilen ilk çuvaldaki belgeler temel alınarak başlatılan operasyonda domino etkisiyle diğer bilgi ve belge toplayıcılarına da ulaşıldı. Bu belgeleri düzenleyen kafa yapısı komplocudur, fesattır ve paranoyaktır. Her şeyden önce korkaktır, çünkü devlet dersinde dünyadan nefret etmeyi öğrenmiştir. Vatanı sevmeyi, geriye kalan teferruattan yani dünyadan da nefret etmeyi kendilerine iş edinmiş kişilerin bir bölümü 90’lı yıllarda kendilerine ‘ulusalcı’ demeye başladı. Piyasalar ve ekonominin ardından en çok üzerine söz üretilen küresel mevhum olan ‘güvenlik’e dair kaygıların yükselişte olduğu devirde ‘ulusalcılık’ bizdeki kapanım özleminin ifadesi oldu. Kendini bu tanımın içinde rahat hisseden çevrelerin cümlesi, kendilerinden olmayanların sırlarına, şecerelerine, örtük niyetlerinin aslına vakıf olabilmek için bilgi peşinde koştular. Hemen her defasında da zaten en başından beri bildikleri gerçeklere ulaştılar. Her defasında sekmeksizin kendini doğrulayan verilere ulaşan bir akıl. Belki de asıl sır asıl keramet budur?
Her şeyden önce sanırım pek çok kişinin dikkatini çeken bir şey de, kendisine derinlikler arayan, kolayca teslim alınamamak, çözümlenememek için suç kardeşliği oluşumunun kendini mistifike etmesi. Amacını da ‘devleti yeniden yapılandırmak’ olarak tarif etmesi.
Tıpkı ‘Türkiye’ ya da ‘Cumhuriyet’ gibi, bir kelimeye yüklenen bunca anlam elbet kafaları karıştırır. Ama en başta da yükleyenin kafasını. Müspet bir netice alınacağı kesinlemesiyle bu davaya yüklenen bunca anlam ve beklenti de kafaları çoktandır karıştırmakta. En başta şu var ki, dosyanın görüleceği, sanıkların marifetlerini nedenleriyle açıklayıp aklanmayı umacakları ya da daha beter biçimde mistifike edecekleri yer üç hakimli bir ağır ceza mahkemesi. Yani devlet katı.
Kusurlu hareketlere rağmen kusursuz denge
Ergenekon soruşturmasına olumlu ya da olumsuz atıflarda bulunarak karşı karşıya konumlanan taraflar birbirlerini farklı temel ilkeleri çiğnemekle suçluyorlar. Bunda etkili olan meselelerden biri gerekçeli kararı daha yeni açıklanan AKP’ye yönelik kapatma davasıydı. Görmezden gelinemeyecek olan şudur ki, kapatma davası ve Ergenekon soruşturması aynı siyasal atmosferden nasiplenen ve paralel yürüyen süreçlerdi. Siyasal tutunma noktası olarak, AB demokrasisinin ülkeye tesisini en iyi biçimiyle kendisinin gerçekleştireceği iddiasına sarılan hükümet, ilk olarak ‘bürokratik vesayet rejimi’ tanımlaması içinde ifade ettiği şekliyle yerleşik devlet kurumlarını milletin iradesini tanımamakla, yani demokrasi ilkesini çiğnemekle suçladı. Kendisi de bu bürokratik hat tarafından laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak teşhir edildi.
İstihbarat oyununu daha iyi oynayan, böylece kendine bir adım öne çıkma şansı yaratan ve bürokratik vasileri kendisiyle uzlaşmaya mecbur eden hükümetin meşruiyeti, siyasal liberal ilkeler gereği istihbarat cambazlıklarına, emniyet teşkilatında kadrolaşmanın daniskasının gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, sonuna kadar savunulacak buna kuşku yok.
Bu sır ve suç ortaklığı Ergenekon bazlı siyasal bölünmede militer kanattaki suç ortaklığına karşı kendiliğinden organize olmuştur ve başından beri mubah sayılmaktadır.
Devletin ‘derin’liklerinde yer eden yapılanmaların mistifike edilmesi resmi bir gelenek. Devletin bekası ve diğer vatansever ülkülerle yapıla gelenlere en başta bu gelenek tarafından itibar gösterildi. Milli İstihbarat Teşkilatı, Milli Güvenlik Kurulu, Emniyet gibi yetki alanı yasalarla belirlenmiş olan güvenlik bürokrasisinin koruculuk sistemi gibi bilinen ve kabul edilen yan kuruluşlarının ötesinde kalanlar yakın zamana kadar yetkili ağızlar tarafından asla ve kat’a zikredilmedi. JİTEM, Özel Harp Dairesi ve Batı Çalışma Grubu gibi oluşumlar her zaman yalanlandı. Yukarıda sayılan kuruluşların yüklendikleri misyonlar ve bu misyonların gereği marifetler bu nedenle hep yalanla gerçek arasında, varla yok arasında gidip gelir. Gizem giderek büyür. Ama bu konulara en az alakayı gösterenler dahi yavaş yavaş farkına varırlar ki bu efsaneler ve komplo teorileri diyarında gerçeğin nerede bitip efsanenin nerede başladığının bir türlü bilinememesi, sadece gerçeğin ne olduğuyla artık kimse ilgilenmesin diye dua edenlerin işine yarar.
Karşılıklı olarak pek çok ifşaat / teşhir görüldü. Tabii bunlar daha çok iddia düzeyindeydi. Bilgilerin nereden alındığı, neden hep aynı araçların tercih edildiği merak edildi. Tatmin edici yanıtlar verilmedi. Karşılıklı restleşme gibi göründü.
Köşeden kafayı uzatıp, ‘yesinler birbirini’ demek yersiz kalacaktır. Zira, egemenlerin birbirini yemesini bekleyenler yaya kalırlar.
‘Uzlaşma’ sözcüğü defalarca açık açık yinelendi ve sizler bunu işittiniz. Sormanız gerekir; bu uzlaşma, bir nevi toplumsal arınma ve vesayetsiz sivil siyaset devrini mi muştuluyor? Yoksa yakın bir gelecekte profesyonelleştirilmesi planlanan orduyla eskisinden daha şık bir güç dengeleri siyasetinin yürütüleceğini mi?
Başvuru, itiraz, önerge, brifing, soruşturma, oylama gibi araçların profesyonel kullanımıyla siyasetçiler ve bürokratlar zümresinde şekillenen bu uzlaşma, hep olduğu gibi hamaset ve abartma sanatlarına sıkça başvurularak ve tozu dumana katarak sağlandı.
İnsanlar bu hikayenin içine, hikaye de kendi çerçevesine sıkıştı. Ergenekon hikayesinin sahip olamadığı şey anlatım sadeliği. İyi bir hikaye sadelikten gelen dehşetli bir anlatım gücüyle size bir yerlerde şekillenen yaşamı kusursuzca tarif eder. Keşke tüm bu toz duman ve hamaset tiyatrosunun aktörlerinden herhangi biri, o da olmadı bir tek figüranı katlanılmaz bir açıksözlülükle ortaya çıkıp ‘gerçek’ hikayeyi teslim etseydi. Bunun için artık çok geç, size ‘gerçek’ten çok daha fazlasını borçlular.
Bilinmeli ki peşinde olunan şey herhangi gizem değil, gizli gizli birbirlerine vaat ettikleri ikbal fırsatı ve iktidardır.
Tam hikayenin ellerinize teslimi çok yakınmış gibiyken iki eski orgeneral bir yeni korgeneral tarafından şereflendirilir. Bu bir son dakika terfisidir. Son ‘şûra’dan yeni çıkmıştır sıcak sıcak. Hikayeyi en başa almak gerekir.