Ölüme Tanıklık

Tüm duyuları yerinden eden açıklıktaki bu şiddet, bu herkesi ama asıl kendimizi hor görme, bu kör küfür bizim. Dört nala gidiyoruz cehennemin dibine.
Kara Vesika
27 Kas 2008

Dilek İnce 10 Kasım pazartesi akşamı 21: 20’de Etlik’te, Kazıkiçi Bostanlığı olarak da bilinen terk edilmiş alanda uğradığı pompalı tüfek saldırısı sonucu öldü.

Olay yeri ilk incelemesini yapan polis, yakın mesafeden kafasına ateş edildiğini rapor etti. Dilek İnce bir transseksüeldi ve ne o ne de diğer trans bireyler ilk defa saldırıya uğruyordu.

Arabasında otururken saldırıya uğrayan Dilek’in üzerinde bu devletin ona verdiği pembe nüfus cüzdanı vardı. Bunun evvelindeki ölümle sonuçlanan saldırıların listesi uzun, ama bu ateşli bir silahla işlenen ilk transseksüel cinayeti.

Son yılların en örgütlü ve sistematik saldırılarından biri, iki yıl kadar önce Eryaman bölgesinde yaşayan travesti ve transseksüellere yönelikti.

Travesti ve transseksüeller aylarca sokakta arabayla kovalandılar, video kamerayla kayıt altına alındılar. Yaşadıkları alanlarda satırla, döner bıçağıyla defalarca saldırıya uğradılar. Haraç vermeye zorlandılar, ölümle tehdit edildiler.

Trans bireylere yönelik bu tür saldırıların uzun bir evveliyatı var. Jiletlenerek, yüzüne kezzap atılarak ‘cezalandırılan’, ya da başka biçimlerde yaralananların sayısı bir hayli fazla. Sözlü ve fiili cinsel saldırılar onlar için en bayağı ‘hayat gerçekleri’nden biri. Bu durum, ifadesini “Bize hayat yok bu yaşamda!” cümlesinde buluyor neredeyse.

Gamze, 1997 yılında evinde 16 bıçak darbesi ile öldürüldü, Nilüfer, 1998 yılında evinde tecavüz edilerek, Seher, 2000 yılında arabasında, Aydan, 2003 yılında evinde sırtından bıçaklanarak, Serpil, 2004 yılında evinde öldürüldü ve cesedi çöpe atıldı. Sitem, 2005 yılında evinde çamaşır ipi ile boğularak, Cibali, 2005 yılında evinde tecavüz edilerek, Neşe, 2006 yılında yolda öldürüldüler.

Dilek ve arkadaşları, ta Eryaman günlerinden ve daha da evvelinden bu zamana yaşadıklarını, karşılaştıklarını anlatmaya çalıştılar. Hayat nasıl bütün ihtimallere ve imkânlara açıksa, trans bireylerin varoluşuna ve bu varoluşun diline de açık olmalıydı.

Onlara karşı hep yapıldığı gibi çoğunluk adına ve çoğunluğun eşcinselliği yok etmeyi öneren ahlakı adına değil, kendileri adına konuştular.

Hayatın peşine takılan söz, kopkoyu bir gecede kesildi. Ankara, Etlik’te. Ertesi gün bunu yazan bir gazete olmadı, bir sonraki gün de. Haber hazırdı üstelik.

Peki, kulağının üzerine yatmaya devam eden medya yazmayınca ve göstermeyince bu cinayet sanki işlenmedi mi? Bazılarımız için ‘yaşama hakkı’nın bulunmaması, bunları söyleyecek söz hakkının bulunmaması, bu toplumun ruhunda açılan gedikle ilgilidir. O gedik, asıl kimliklerini sadece birbirlerine açık eden sırdaş katillerin, gündüzün kör edici güneşinde beraat edip, gecenin kuyusunda yeniden yalnız bir kadının, ergenin, travestinin ensesinde bitip coşabilmeleriyle daha da büyüyor.

Travestinin ve transseksüelin sahipsizliği nedir ki, biz, kocaman bir hiç olmaya hayır dememiş, şaplağı yedikçe sessiz sessiz yutkunmayı öğrenmiş, bazen inen şaplak olup sus payı almış ama hep sınıfsız,
imtiyazsız ve kaynaşmış kalabilmiş
bir kitleyiz. Budur bizim de lanetimiz. Tüm duyuları yerinden eden açıklıktaki bu şiddet, bu herkesi ama asıl kendimizi hor görme, bu kör küfür bizim. Dört nala gidiyoruz cehennemin dibine.

Öğrenmek, önkoşul olarak bilmemeyi gerektirir. Unutulmamalı seksi parayla değiş tokuş etmek suç değil. Yani "fuhuş" suç değil bu memlekette. Aslanlar gibi geneleve gidebilir, işinizi ucuz yollu biçimde görüp oradan uzaklaşabilirsiniz. Bedeninizi satmanız ya da birininkini satınalmanız suç değil. Pazarlığını etmeniz suç değil. Zaten gördünüz ya da istediğiniz bir akşam rahatlıkla görebilirsiniz. Hoşdere ve
Bağlar caddelerinde, Etlik’te tahliye edilmiş eski sanayi alanında translar yol kenarını adımlarlar, arabalarıyla turlarlar.

Bu caddelerin ziyaretçileri arabalı erkeklerdir. Otomobil özgürlüktür. Yolda dolaşmak da özgürlüktür. Translar, bu caddelerde kendilerini arzulayan erkeklerin gelmesini ve pazarlık etmeyi beklerken ‘yolda dolaşma hakkı’na dayandıklarını akıllarında tutarlar. Kibar söylenişiyle, tahliye musluklarını açıp rahatlamalarında erkeklere yardımcı olmak, kaba söylenişiyle fuhuş suç değil.

Kendisini, neyse ki, "kaybeden" olarak görmeyen edepli halkım penceresinin, dolmuşun, otobüsün, taksinin camı ardından izler onları. Sadece izlemek için bakar ama. Bu olan biten kendisi için yalnızca bir seyirlik olmaktan çıkmamalıdır. Çıkarsa fena şeyler olabilir. Herkesin kaybedenler olarak gördüğü bir kalabalıktır translarınki. 'Kaybetmek bulaşıcıdır' diye düşünüldüğünden Onlar’dan uzak durulur. Bir erkek, ‘asla olmaması gereken’ kişiyle, hem de onlarcasıyla karşılaşır bu caddelerde.

Bu caddede, bu saatte tek başına yürümek için az biraz "erkek" olmak gerekir bir de. Travesti, hele ki bir transseksüel, bir erkeğin asla olmaması gereken kişidir. Polis hemen her zaman yakınlarda bir yerlerdedir.

Onlarla ilgilenen, onları yalnız bırakmayan birimin adı ‘Balyoz’. Her defasında ‘çevrenin şikâyeti üzerine’ geldiğini söylüyor. Onları biraz tutuyor, kimliklerini tekrar ve tekrar kontrol ediyor. 'Mazot durumuna' bağlı olarak onları ahlak bürosunda ya da semt karakolunda misafir ediyor. Kabahatler Kanunu’na göre ‘halkın ar ve hayâ duygularını zedelemek’ suçu nedeniyle 125 Ytl’lik cezayı kesiveriyor. Biz trans bireylerle Kızılay’ın tam ortasında, Konur sokakta bir mekânda oturup bunları konuşurken de gelip sokuluyor ‘Balyoz’. Yapacakları bir iki iş var hepi topu. Kimliklere bakıyor, etrafı süzüyor, meselesini tamamlıyor.

Dilek’in arkadaşlarıyla konuşuyoruz bir akşam. Trans bireyler üzerinden mücadelenin görünür olması için neler üzerinde çalıştıklarını anlatıyorlar. El yordamıyla geldikleri yeri, tarif ediyorlar. Söz kaybettikleri arkadaşlarına geliyor arada. Cinayetlerin nedenleri üzerine konuşurken çok kişisel
bir yerlere varmıyoruz. Travesti ve transseksüel cinayetlerinde kişisel nedenler zaten çok açıklayıcı değiller. Neredeyse tümünde failler gizli kalıyor. Rastlantısallar ve bu tehditlerle karşılaşmış, hayatında en az bir kez öldürülme tehlikesiyle burun buruna gelmiş transların oranına bakıldığında durum
daha açık hale geliyor.

Bu cinayetler, onların cinsel nitelikleri ile ilgili ve bu cinayetler onların cinsel niteliklerine karşı geliştirilen derin bir töresel refleksten besleniyor.

Şimdi bir söz, Dilek’in sözü eksik. Gecenin kuyusundaki söz, onlar istemedikçe değişmeyecek, biz alışacağız.