Rezaletin Bedeli
01 Kas 2008
Bu belge 1 yıldır sağdan soldan duyduklarınızın temize çekilmiş hali değildir. Çünkü duyduklarınız temiz değildir. Bu belge kapitalizmin yaşadığı tarihi bunalımla ve peygamber marksın haklı çıkıp çıkmadığıyla ilgilenmeyip, kapitalist tarihin bunalım tespitini de tarihsel bir görev olarak görmemektedir. Devamla; bu belge kapitalizme devletin -yahut tam tersi- müdahalesiyle hiç mi hiç ilgilenmez. Çünkü değneğin iki
ucuyla değil, bizzat kendisiyle ilgilidir. Ekleyerek; bahsi geçen müdahaleyi de kudurmuş kapitalist akılların zırvaladığı gibi otoriter sosyalizmle alakalandırmaz. Alakasını kapitalizme, sorununu biat edene ve edilene yöneltir. Aç gözlülere lanet ederken yanınızda bu belge de olsun. Anladınız değil mi? Kalan bütün kozlarımızla gösteriyoruz size memnuniyetimizi. Kapitalistlerin batan her şirketinde yüreklerimizin
yağı erimekte, her şirket batışında memnuniyetimiz artmakta. Aynı zamanda da Vicdanlığın duyduğu endişeyi, öfkelenmesi gereken yoksulluğa hatırlatmak bu belge için elzemdir.
Sorun
Olay kısaca şudur. Küresel finans şirketleri battı. Devlet ise bu küresel kuduruklardan bazılarına “şefkatli” elini uzatarak batmalarını şimdilik durdurdu. Bizim asıl sorunumuz şirketlerin “batışına”
yahut “kurtarılışına” müdahale eden devletlerle değildir. Bizim yegâne sorunumuz ahalinin devlete sunduğu toplumsal biatladır; ceberrut devletlerin gıyabında varlığını sürdüren kuduruk şirketlerledir. Ekleyerek; devlet felsefesinin bir zorunluluk gibi sunulmasına itirazımız açık ve serttir. Ne devletler vazgeçilmezdir, ne de şirketler daimidir. Zamandan’mekândan bağımsız iki ezeli dost her daim bir olmak zorundadır. Devletleşen şirketler ve şirketleşen devletler, bu birliğin denklemleridir. Dikkat kesilin; elimizde bu birlikteliği ispatlayacak ciddi “belgelerin” olduğunu gururlu olduğu kadar vakur bir suretle ve parçalanmayı göze almış yüzlerin ifadesiyle sunuyoruz.
Alaka
Alakamız, zenginlerin ve yoksulların kapitalizminin suçüstü yakalandığının açık kanıtı olan 850 milyar doları şirketlerin bekası için gözünü kırpmadan harcarken tebaasına büyük bir kazık atan birleşikler devletler ile bu kazığı sonuna kadar hak eden onun tebaasıdır. Ve şunu unutmamak gerekir. Bütün devletler zamandan’mekândan bağımsızdır ve her zaman tebaasına kazık atar. Birleşik devletler ise kudurmuş şirketleri kurtarmak pahasına kapitalistin yoksullaşmasını tüm yoksullara yaydı. Böylece kapitalist varlığından, devlet de itibarından pek bir şey kaybetmedi. Unutmamak gerekir, kapitalist zararda ne kadar ortaklaşmak isterse, karda da bir o kadar özelleşmek ister. İşte bu eylemi de yapmasını sağlayan ulvi güçlerden en âlâsı ise devletin ta kendisidir.
İşte böyle rezil bir ilişkiden bahsediyoruz aslında.
İzah
Gider ve gelir arasındaki uyuşmazlık arttıkça, yani gideri yükselirken geliri azalan, 1000 kişinin istihdamını sağladığını göğsünü gere gere sağda solda anlatan kapitalist, bu zararı yaymak için ilk önce 500 kişiyi işten atar. Böylelikle artık 500 kişinin istihdamıyla övünür. Yani zararını toplumsallaştırarak karından vazgeçmez. Ağlar, devletinden yardım ister. “Zor durumdayım kredi verin bana” der. Kamuoyu oluştururken hiç zorlanmaz. Çünkü en büyük kamuoyu araçlarına da (medya) sahiptir aslında. Kamuoyunda güvenoyu aldıktan sonra bir 200 kişi daha işten çıkartır. Artık kapitalistin karı 700 kişinin işten çıkarılmasıyla tekrar eski oranına gelmiştir. Daha sonra kapitalist “tasarruf” tedbirlerini arttırır. Kalan 300 işçinin, tarihi mücadelelerle kazanılan çeşitli haklarına gözünü iliştirir. Gözünün ise oyulmasından hiç korkmaz. Bakın; gayet açık değil mi? Kapitalist hiç bir zaman karından vazgeçmez. 700 kişiyi işten çıkaran kapitalist artık 700 kişilik daha yemektedir. Kapitalistin giderindeki artış gelirindeki düşüş ciddi anlamda kapitalistin karına zarar getirmez. Çünkü ikisine de sınırsız müdahale hakkı vardır. Ve bu hak devletin koyduğu yasalarla güvence altına alınmıştır. Giderleri sınırsız kısarak kendi karını koruyabilir ve hatta biraz akıllıysa -ki kapitalist akıl kurnazlıktır- bu durumdan kar bile elde edebilir. Kapitalist üretim sürecinde kapitalist kendisini böyle korumakta ve süreci böyle devam ettirebilmektedir.
Kurnaz aklın kriziyle…
Keserin sapı
Üretimle bu şekilde kurnazca oynayan kapitalist aynı zamanda parayla da oynar. Fakat bu sefer kapitalizmin parayla oynaması müritlerine biraz pahalıya patladı. Alacaklarını tahsil etmesi için devletin icazetine mecbur kalan kapitalist sonunda devletinin yardımıyla kurtuldu -şimdilik-. Burada kapitalistin 3 kuruş daha fazla kazanmasından bahsetmiyoruz. Elkoyduğu değerlerin bizim 7 ceddimizin, sizin 7 sülalenizin, bu gazetenin kira ödediği bürosunun bulunduğu işhanının sahiplerinin sahiplerini de satın alabilecek bir servet olduğundan bahsediyoruz. AIG isimli sigorta şirketi alacaklarını tahsil edemediği için ağlayarak sızlayarak kendini helak etti. İmdadına Birleşik Devletler yetişti ve kurtarıldı-şimdilik-.
Birleşik devletlerin bir başka yalanla, demokrasi yalanıyla “kurtardığını” iddia ettiği Irak Halkının haline bakarak şirketinde aynı hali takınacağını sanmayın. İşgalle kapitalizm tabiî ki alakalı ama kurtarma operasyonları arasında ciddi farklılıklar var. Görünen köy kılavuz istemez.
Açgözlüler
Finans sektörü zor ayakta durmakta. Bazı “uzman” görüşlere göre kapitalizmin bu kadar zorlanmasının tek bir nedeni var. Açgözlülük. Gözünü kar hırsı bürüyen bir kapitalist bu korku filminin baş aktörüdür. Ve ciddi ciddi tehlikedir. Finans sektörü reel sektörden biraz daha bağımsız ele alındıkça ortaya ilginç sonuçlar çıkabilir. Yazdan beri su üstünde kalabilen finans sektörü üzerindeki yükünü arttırdıkça batmaya başladı. Bunun birçok sebebi vardı. Ama en önemlisi, suyun kaldırma kuvveti kudretli kapitalist yükü kaldıramadı. İflas ettiler. 850 milyar dolarlık devlet müdahalesi 3,5 trilyon dolarlık yükü kaldırmakta bakalım ne kadar etkili olacak. 3,5 trilyon dolar yok oldu. Yani bu memleket bütçesinin 9 katı yok oldu, birleşik devletlerde bu bütçenin 3 katı kadar bir yardımla bu çöküşü durdurmak istediler. Peki, durdurdular mı? Şimdilik. Peki, finans gemisi batmaya devam ediyor mu? Kesinlikle… Bizi ilgilendirmeyen bu durum hakkında bir temennimizin olmasının bir faydası var mı? Daha da beter olmalarını kim istemez. Hatta istemeyen varsa aranızda kapatsın bu sayfayı ve bir daha görüşmeyelim mümkünse. Ve onlar; malik olma kaygısıyla büyük finansal sektörleri “kandırdığını” zanneden ve aslında bu oyunun bir parçası haline gelen birleşik devletler ahalisi. Onlar da aldıkları evlerin üzerine bardak bardak, şişe şişe soğuk su içsinler.
Bir kez daha
Olan şu. Bu zihni evveller, paradan para kazanma işini öyle abarttılar ki. Birbirlerini gömmek pahasına uydurdukları finansal enstrümanlar kefili oldukları malların değerini fersah fersah aşınca hiç olmamış lan parayı yok ettiler. Şöyle ki; mortgage ismini duymayanın kaldığından normal derecede emin olduğumuz için açıklayalım. Değişken faizlerle uzun dönemlerde borçlandırılan tüketicilerin ki uzun dönem derken hakikaten uzun:30-40 yıl) aldıkları malın (konutun) ekonomiye kazandırılması uğruna değerli kağıt haline getirilmesinin( ipotek), yani, finans enstrümanı olmasının kendi çıkarlarına uygun olduğunu zannedecek kadar akılları vardı.
Ama öylemiydi. Tabiî ki hayır. Şöyle açıklayalım.
Yaşadığınız mahalleyi düşünün. Mahalledeki evlerin değeri 100 milyar dolar olsun. Şimdi orada bir stok var, ev stoku. Koca koca taş yığınları duruyor yerinde öylece. Kapitalist ekonomiye hiçbir katkısı olmadan yatıyor. Oyun şöyle kuruldu. İlk önce bu evler cazip hale getirilecek ve satılacak. Bunun için düşük ve değişken faizli borç verildi. Ama bu mahallenin ekonomiye katkısını sağlamıyordu. Sadece evlerin satılmasını sağlıyordu. Daha sonra evlerin borç ödeme sürelerinde ödeyememe durumuna karşı evler ipotekedildi doğal olarak. Kullandırılan kredilere de sigorta yapıldı. Bunda da bir sorun yok. orun şurada; sonunda kapitalist abarttıkça abarttı ve yerinde kımıldamadan duran 100 milyar doları finans sektörüne sokmak için kendi aralarında ipoteği bir değer haline getirip borç gibi kullandılar. Bu arada ipoteklerin değeri de artıyordu. Çünkü ipoteklere talep vardı. Mahallenin sanal değeri oldu mu size 500 milyar dolar. Gerçek değeri 100 birim olan bir malın sanal değeri 500 birim olmuştu. Bu neyi mi tetikledi? İpotekle borçlanan yatırım bankası aradaki 400 birim farkı karşılayamadı. Yani evler ona kalsa da tüketici geri borçlarını tam olarak ödese de aradaki 400 birim fark kapitalistin karşılayamayacağı bir yük haline geldi. Çünkü o kadar da büyük sermayesi yoktu. Gelelim birleşik devletler müdahalesine. 23 milyar dolarlık Lehman Brothers, 623 milyar dolar borçla gitti. Lehman battı. Lehmanla beraber 20 tane yatırım bankası da kapitalizmin şirket mezarlığına gömüldü.
Beter olsunlar olmasına da 850 milyar dolar kimden çıkacak o önemli.
Daha Sonra
Birleşik devletler ve kapitalizmin uzmanlarına göre bu para 3 şekilde geri dönüşü olabilir. İlk fikir para basılması basamazlar, çünkü enflasyon artar, istenilen bir durum değil başa çıkamazlar. İkinci olarak rezervlerinden kullanırlar. 850 milyar dolar az bir miktar değil. Bilmem kaç ülkenin toplam rezervleri bu para bile etmiyor. Ya da çevre rezervlere odaklanırlar. Uzmanların sevdikleri bir laf. Merkez çevre ilişkisi. Merkez birleşik devletler çevre ise yeni akım sömürgeler. Sömürgelere yayabilirler. Ya da en mantıklısı bu gibi gözüküyor. Vergilerle milletin tepesine binecekler. Tek partili sistemle yönetilen aşırı demokrat feci liberal birleşik devletlerde başa kimin geleceğinin bir önemi olmamasına rağmen obamanın finansal kriz döneminde pohpohlanması ve seçimi kazanması bir tesadüften çok daha öte şeyleri anlatıyor olabilir. Artırmayı düşündüğü -ki zenginlerin sırtına yüklemeyi hedeflediğini söylüyor-” ilk olarak bazı iyi fikirler getirebilir insanın aklına, oysa ki kapitalizmin sürekli yenilik ve değişimle ve bu krizlerle kendi varlığını sürdürüyor olması kapitalizmin ne kadar yenilikçi olduğunun değil ne kadar tutarsız bir ekonomik yapısı olduğunun bir ispatıdır. Açgözlülük ideolojisi ve kar için üretim zenginler için tüketim olan bir ekonomi olan kapitalizm, bazı kapitalist uzmanlara ve bazı Marksist iktisatçılara göre kendini yenilemekte. Bravo böyle zekice bir tespit devletin varlığına mahkûm olan iki ana akımdan başkasından gelemezdi. Aralarında ki en meşhur tartışma Marks haklı mı haksız mı? Size bir sır verelim mi. Aklı olanın hakkı bir defada verilmez. Milyonlar ölmeden anlaşılmaz. Açlık ve yoksulluk. 21 yüzyılın salgınları. İşte 21 yüzyılda aklı olan bir hak, 19 yüzyılda haklı olan bir akıldan çok daha önem taşımalıdır. Zira hayat da yaşam da bizimdir.
-------------------------------------------------------------
KAPİTALİZMİN REZALET İSTATİSTİSTİKLERİ
• Dünyada 800 milyondan fazla kişi kronik olarak açlık çekiyor. Kriz dönemlerinde kapitalist zararın
toplumsallaşması üzerinden bu rakamlar ikiyle hatta üçle çarpılarak karşımıza çıkmaktadır.
• Her beş saniyede bir çocuk açlığa bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor. Finansal kriz zamanı’mekanı
daraltacak. Beş saniye olacak bir saniye. Bir çocuk olacak beş çocuk.
• Günde 25 bin kişi açlığa bağlı sorunlar nedeniyle hayatını kaybediyor.
• Savaşlarda ölenlerden çok daha fazla sayıda insan açlığa bağlı sorunlar nedeniyle hayatını kaybediyor.
• Açlığa bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybedenlerin sayısı, AIDS, tüberküloz ve sıtmadan dolayı
hayatını kaybedenlerin sayısından daha fazla.
• Dünyada açlığa bağlı olarak ölümlerin ancak %10’u savaş ve kıtlığa bağlı açlık vakalarından kaynaklanırken, önemli bir kısmı kronik açlık nedeniyle gerçekleşiyor. Bu demek ki kaybedecek bir şey yok. Gözümüzü açalım, dikkat kesilelim ve hakkımız aklımızdan gelsin.
• Dünyada 854 milyon yetersiz beslenmekte olan insan var. Bunların 820 milyonu gelişmekte olan ülkelerde, 25 milyonu geçiş ülkelerinde, dokuz milyonu da sanayi ülkelerinde bulunuyor. Peki, bizim memleket bunlardan hangisi? Ve bu önemli mi? Söyleyelim. Hiç önemli değil.
Bizim hemşerilerimiz 854 milyon yetersiz beslenen, açlıktan ölen 9 milyon insan ve beş saniyede bir ölen çocuklardır.
PEKİ HEMŞERİM, SENİN MEMLEKET NERE?