Militarizmin Zırhı Halkı Askerlikten Soğutmak Suçu
1 - Militarizmin Zırhı Halkı Askerlikten Soğutmak Suçu
Militarizmin zırhı: 'Halkı askerlikten soğutmak' suçu!
Anti-militarizm, savaş ya da şiddet karşıtlığı olmanın çok ötesinde toplumsal alanın bütün yapı ve ilişkilerinde güç-merkezliliğin, ataerkilliğin ve amaçlı-amaçsız şiddetin tasfiye edilmesi ve yeni bir dünyanın tamamen barışçı ilişki ve yapılar ekseninde kurulması anlamına geliyor. Uluslararası ilişkiler ve hukuk dediğimiz şey aslında birbirine sistematik yaptırım ve şiddet uygulayabilme imkanına sahip güçlerin hiyerarşik konumlanışı üzerinden yürüyor.
Özellikle militer ve paramiliter güçlerin bu kadar doğrudan siyasetin aktörü olduğu ve toplumsal yapıda bu denli kanıksandığı, her gün yeniden üretildiği, yaşadığımız coğrafyada 'anti-militarist' kimliğin çok daha insani ve ahlaki bir temele dayanması gerekiyor. Bu anlamda Türkiye gibi, askeriyenin, düzenin temel dinamiklerinden biri olarak siyasi, ekonomik ve hukuksal açıdan özerk durumda örgütlenebildiği, askerliğin zorunlu olduğu ve dahası devlet-vatandaş arasındaki ilişkilerin doğrudan ya da dolaylı şekilde askeriye tarafından belirlendiği bir ülkede anti-militarist mücadelenin önemli ayaklarından birini de 'vicdani retçilik' oluşturuyor.
Kapitalizmin, her türlü sömürgeciliğin, milliyetçiliğin, heteroseksizmin, yaş hiyerarşisinin, sakatlara yönelik ayrımcılığın vb. köklü aşılabilmesi için antimilitarizme, antimilitarist analize, antimilitarist politikaya ihtiyaç vardır.
Bunun için de militarizm eleştirisinin doğru ve cesurca yapılması gerekiyor. Vicdani retçilik ve vicdani ret savunusu maalesef bir dizi baskı ve engel ile karşılaşmaktadır. Ordu eleştirisi yıllardır ya yapılamamaktadır ya da yapıldığında hapis cezaları ile cezalandırılmaktadır. Militarizm eleştirisi yapılmadan antimilitarizmi anlamak, uygulamak, barışı savunmak ve militarizmi aşmak mümkün değildir. İşte tam da burada Türk militarizminin koruyucu zırhı olarak seksen yıldır iş gören 'halkı askerlikten soğutma suç' tanımını anlamak ve aşmak önem kazanıyor.
Türkiye'de savaş karşıtları Eylül 2007 tarihinde TCK'nin 318. maddesinin (Halkı askerlikten soğutma suçu) ortadan kaldırılması için harekete geçti. Demilitarizasyon ve barış için ordu eleştirisinin doğru ve özgür yapılması gerekiyor. Askerlik bir dogma, bir tabu, bir kutsal değildir; dünyevidir ve eleştirilebilir, sorgulanabilir. 'Barış için savaşın insan kaynaklarını kurutmak gerekiyor' düşüncesiyle harekete geçen savaş karşıtlarının sloganı ise 'Öldürmeyi reddetmek suç değildir; 318'e hayır' idi. Bu sloganla bir kampanya başlatıldı, ancak 318. madde h‰l‰ hayatımızda. Birçok savaş karşıtı ve destekçileri ya bu maddeden yargılanıyor ya da cezaevine atılıyor. Burada eleştiriyi suç sayan ilgili yasa maddesini, bunu devrede tutan zihniyeti ve kurumu deşifre etmek önem kazanıyor.
Halkı barıştan soğutmak neden suç değil?
Halkı askerlikten soğutmak suçtur, çünkü yasanın orijinalinin yazıldığı 19. yüzyıl sonu İtalyası'nda erkekler askerlik yapmak için pek hevesli değillerdi. 1. Dünya Savaşı'nda tüm cephelerde yüzde 10'a varan firar vakaları yaşanıyordu. Osmanlı ordusunda da firar olayları revaçtaydı. Yakalanan asker firarilerinin akıbeti hemen her ülkede ya zindana atılmak ya da kurşuna dizilmekti. 'Kurtuluş Savaşı' ile birlikte yaratılan ulusçuluğun başarılı olabilmesi için de halkın askerleştirilmesi gerekiyordu. Osmanlı'da halk arasında bir 'kayıp' duygusu olarak belleklere kazınan askerlik algısı değiştirilmeliydi. Bunun için de M. Kemal'in bizzat yazdırttığı Milli Güvenlik kitabı ortaokullarda ders kitabı olarak 1926 yılından itibaren okutulmaya başlandı. Yine askerlik konusunda gönülsüzlük yapanları korkutmak ve baskı altına almak için cumhuriyetin ilk yıllarında İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Bu mahkemelerin asli görevlerinden biri asker firarilerini yargılayıp cezalandırmaktı. İstiklal Mahkemeleri'nde onlarca asker firarisi kurşuna dizildi. 1960'ların özgürlük rüzgarı tüm dünyada askerlik/orduları sorguladı. Ordu ve askerlik eleştirileri yapılarak, ordu siyasetin dışına taşınmaya çalışıldı. Türkiye bu rüzgardan etkilenmedi. Sosyal yaşamın derinliklerine sinen militarist kurum ve anlayışları eleştirmek halen bir tabu. Türkiye'de bu tabu kırılamadığı için yazar, aktivist ve siyasetçiler halkı askerlikten soğuttukları iddiasıyla geçmişte yargılanıp ve cezaevine atıldılar.
En son örneğini ise Ankara'da yaşadık. Ocak 2010'da Ankara'nın Yüksel Caddesi'nde Vicdani Retçi Enver Aydemir'le Dayanışma İnisiyatifi tarafından yapılan basın açıklamasına katılan 23 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 22 kişi serbest bırakılırken, Volkan Sevinç tutuklandı. Ankara Başsavcılığı, gözaltına alınan 19 kişi hakkında hazırladığı ididanamede ise şu suçlamalarda bulundu; a) Halkı askerlikten soğutmak, b) Kanunsuz gösteriye katılmak ve kanunsuz gösteri yönetmek, c) Suç ve suçluyu övmek. Yani yine karşımıza 318. madde çıkıyor.
TCK 318, Anayasa'ya aykırıdır
318'inci madde, '(1) Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır' demektedir. Terörle Mücadele Kanunu 4'üncü maddesi ise 'halkı askerlikten soğutmak' suçunu 'terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde' işlendiğinde terör suçu saymaktadır. Oysa Anayasa'nın 25'inci maddesi düşünce ve kanaat özgürlüğünü, 26'ıncı maddesi ise düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bu özgürlüklerin kullanımı, telkin, teşvik ve propagandanın da güvence altına alınması ile olanaklıdır. Anayasal güvence altına alınan özgürlükler, TCK mad. 318'in yasaklamaya çalıştığı içeriktir. Bu özelliği ile 318. madde Anayasa'nın korumaya aldığı özgürlükleri yok saymaktadır. Bu, Anayasa'nın ihlalidir. Düşünce ve ifade özgürlüklerinin sınırlanması, ancak Anayasa'nın 13 ve 26'ıncı maddesindeki koşullarda mümkündür. Oysa TCK'nin 318'inci maddesi hiçbir şekilde bu koşulları taşımamaktadır ve 'askerlikten soğutmaya yönelik teşvik, telkin veya propagandada bulunmak' şeklindeki ifadeler, 'hukuk devleti' ilkesine aykırı olarak 'suç unsuru' sayılmaktadır.
TCK 318, uluslararası hukuka aykırıdır
Anayasa'nın 9. maddesi Türkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşmeleri yasa hükmünde kabul etmektedir. Anayasa'nın 90/5'inci ise maddesi, bir uluslararası sözleşme hükmünün iç hukuk kurallarıyla çatışması halinde uluslararası sözleşme hükümlerinin esas alınacağını açıkça ifade etmektedir. Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 18 ve Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi 18'inci maddelerinde herkesin düşünce ve ifade özgürlüğüne hakkı olduğu belirtilmektedir. Türkiye uluslararası düzenlemelere ve AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü altında iken, TCK mad. 318'i uygulayark bu anlaşmaları ihlal etmektedir. Burada yapacağım alıntı düşünce ve ifade hürriyetinin sınırlanamayacağını açık bir şekilde ifade etmektedir. 'İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen ya da zararsız ya da ilgilenilmeye değmez görünen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devletin ya da nüfusun bir bölümünün aleyhine olan, şok eden, rahatsız eden düşünceler için de uygulanır. Bunlar demokratik toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan; çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir.' (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı: 'Handyside v. Birleşik Krallık,1976)
Madde 318 yaşama hakkını yok saymaktadır
Yine dünya, her geçen gün silahlanıyor ve ekonomik kaynakların büyük bir bölümü silahlanmaya gidiyor. Stockholm merkezli uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü'nün (SIPRI), 2006 yılı raporu, tüyler ürperten gidişatı gözler önüne seriyor. Buna göre, 2006'da küresel askeri harcama tutarı on yıl öncesine göre yüzde 37 artışla 1,2 trilyon dolara çıktı. Bu dünyada yaşayan her insan için 177 dolarlık silah harcaması anlamına geliyor. Dünya nüfüsunun önemli bir kısmı aç. Ekmek bulamadığı için her gün onlarca kişi hayatını yitiriyor. Eleştirilerimizin silahlı organizasyonlara, onların insan kaynaklarına, finans kaynaklarına ve silahların üretim ve transferine dokunması kaçınılmazdır. TCK mad. 318 silahlı organizasyonları, onların insan kaynaklarını, finans kaynaklarını ve militarizasyonu korumaktadır. Ölmenin yüceltildiği, öldürmenin öğretildiği askerlik mantığına karşı çıkmak vicdan, hoşgörü ve sağduyu sahibi her bireyin sorumluluğudur. Burada 'öldürmeyin' demek tam da insan olmanın gereğidir. Bu vicdanın sorumluluğudur aynı zamanda. 'Öldürmeyi reddetmek' ve reddetmeye çağırmak ilgili yasa maddesi ile cezalandırılmaktadır.
Herkes askerlikten soğusaydı ve savaşın insan kaynakları kurusaydı şu dünyada neler olmazdı? İşte birkaç yanıt!
Picasso'nun en önemli eserlerinden biri, Guernica olmazdı! Bu eser Alman bombardımanı altındaki Guernica kasabasını anlatır. Picasso; bir sergi sırasında kendisine, 'Bunu siz mi yaptınız?' diye soran bir Alman generaline, 'Hayır, siz yaptınız' cevabını vermiştir.
Özetle; tarih kitaplarından kan damlamazdı diyebiliriz. Bunlar oldu ve gerçekti. Tarih acı üzerinden tanımlandı. Öldükçe, öldürdükçe kutsandı bunu yapanlar. Şimdi diyorum ki, bundan sonra olmasın, bu şiddet gitsin bir daha geri gelmesin diye... Hepimiz askerlikten soğuyalım...
Madem ki evrenin bir noktasında var olduysak aslolan; ölümü değil yaşamı, öldürmeyi değil yaşatmayı-yaşamayı seçmektir. Dinlerin kuşatması ve milliyetçiliğin dayatması altında kalarak kutsanmış bir ölümün ve yok etmenin yerine, şiddetsiz, sömürüsüz bir dünya için uğraş vermek değerlidir gözümde! Üstelik insanın, şahadet ile yok ediciliğe soyunduğunu iddia ettiği bütün dinlerin kitapları iyi okunsaydı, anlaşılırdı aslında hepsinin gayet net bir biçimde ÖLDÜRMEYECEKSİN dediğini. Bunca net yaşanmışlıklara rağmen insanlar h‰l‰ öldürecek mi birbirlerini ve 'öldürmeyi reddedin' diyenleri h‰l‰ cezalandıracak mı insanlık! Öldürmeyi reddedenleri cezalandırmaktan vazgeçtiğinde insanlık o zaman yaşamın kutsallığının hakkını vermiş olacak. Keşke dünyadaki herkes soğusa silahtan, savaştan, askerlikten! Ve bir son bulsa artık bu ölüm oyunu... Cezaevinde tutulan Volkan Sevinç ve 18 arkadaşı Ankara 10. Asliye Mahkemesi'nde 15 Şubat saat 10.30'da yargılanacaklar. 'Öldürmeyi Reddetmek Suç Değildir; 318'e Hayır' demek için Volkan Sevinç ve arkadaşlarının yanında olalım mı? Ne dersiniz...
318. madde neyi kapsıyor? Amacı ne?
TCK'nin 318. maddesi, 'Halkı askerlikten soğutma' fiili, 'Milli savunmaya karşı suçlar' adı altında 1926 yılında suç olarak kabul edildi. 1889 tarihli İtalyan Zanardi Kanunu (765 sayılı TCK 1926-2005) Türkçe'ye çevrilerek kabul edildiğinde, dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey TBMM'de yaptığı konuşmada; 'Arkadaşlar, ceza kanunumuz çok serttir. Çünkü inkılap çok kıskançtır' demişti. Evet, TCK çok sertti ve totaliter bir içerikteydi. Bunun en açık ifadesi de, 'halkı askerlikten soğutma' olarak düzenlenen TCK'nin 155. maddesidir. Bu yasa maddesi ile 'ordu ve askerlik eleştirilemez kurum ve değerler' olarak korunmaya alındı. Bundan böyle askerlik ve ordu eleştirilmeyecekti; eleştirildiklerinde ise eleştirenler cezalandırılacaktı. Zanardi Kanunu Mussolini İtalyası'nda değiştirilip daha baskıcı hale getirildi ve aynı değişiklik geciktirilmeden Türk Ceza Kanunu'na aktarıldı. 765 sayılı TCK, 2005 yılında değiştirilip yerini 5237 sayılı TCK'ye bıraktığında, 'halkı askerlikten soğutma' hükmünü düzenleyen 155. madde, bu kez karşımıza 318. madde olarak çıktı. Yasa ve madde numarası değişmişti ama öz ve içerik aynen korunmuştu. 2006 yılında yapılan bir değişiklik ile 'halkı askerlikten soğutma' fiili 'terör suçu' kapsamına alınarak 318. madde daha da ağırlaştırıldı.
Halkı askerlikten soğuttukları iddiasıyla kimler ne kadar ceza aldı?
1926 yılında hayatımıza giren 'halkı askerlikten soğutma' suç ibaresi TCK'nin 155. maddesi olarak uzun yıllar cezalandırma maddesi olarak var oldu. TCK 155. maddesi nedeni ile birçok yazar, akademisyen, aktivist ve sanatçı hapse atıldı. İşte size birkaç örnek: