Profesyonel Savaş ve Global Vicdan
1 - Profesyonel Savaş ve Global Vicdan
Ahali gazetesinin 1 Ocak 2008 tarihli ilk sayısında yayınlanan "İşgali Kurtarmak" başlıklı yazının devamıdır...
Şirket adlarını ve cürümlerini sayıp dökmekten ve küfür saydırmaktan daha fazlasını istiyorsak, üstelik Ortadoğu’daki işgal vesilesiyle ‘orantısız savaş’ın uluslar arası politikadaki lavabo açıcı işlevini irdeleyeceksek ‘duyurucu’ davranışından olabildiğince uzak durmak gerekiyor.
Geçen yazımızda paralı asker timlerinin orantısız güç kullanımı performansına Bağdat’tan iki örnek vermiştik. Yayalar, otomobiller, otobüsler yani hareket halindeki canlı cansız her şey taranmış ve malumun ilanı olacak biçimde, silahlı ‘teröristler’ e niyet edilmişken silahsız siviller ‘ölü ele geçirilmiş’ti.
Özel güvenlik şirketlerinin üç hafta arayla medyaya gündem olan bu iki sansasyonel vukuatına yakından bir bakış kendi başına çok şey açıklamaz. Zira sansasyonel görsel malzeme, ağaca bakarken ormanın gözden kaçmasına da sebep oluyor.
Güvenliğin küresel pazarı son yirmi yılda yüzde 800 genişlerken, sanıyorum her yatırımcısının ‘yüzünü güldürmüştür’.
Eğer ortam, ‘huzur ve barış ortamı’ ise mağazalarda, marketlerde, kampüslerde, otogarda ve her nevi gişede, turnikede yalnızca küçük tabancalara ve caydırıcı hafif ekipmanlara sahip ciddi ve mesafeli elemanlarına rastlanır güvenlik sektörünün. Irak’ın işgal sonrası aldığı hali siyaseten ve diplomatik olarak kısaca tarif etmekte kullanılan yaygın terimse ‘belirsizlik ortamı’dır. Böyle bir ‘belirsizlik ortamı’ndaysa kontrol daha ‘ciddi’ bir iştir. İşgalin sürdüğü, silahlı çatışmaların bitmediği Irak gibi ülkelerde, güvenlik şirketleri, ‘özel risk yönetimi’ yaptıklarını söylerler.
Saddam dönemini kapatan ve onun neredeyse tüm kurumlarını dağıtan işgal şimdi, Irak ordusunu yeniden kuruyor. Kurulan yeni Irak ordusunun ve Amerikan ordusunun her yeni jenerasyonunun bölgedeki eğitimini bu özel askeri şirketler üstleniyor. Operasyonel destek sağlanması, askeri eğitim ve güvenlik hatları oluşturulması gibi ihaleler aldıkları diğer ülkeler de hesaba katıldığında kimilerinin aylık geliri 1 milyar doları aşıyor. Farklı şirketlerin geçen yılki toplam geliri 135 milyar dolardı.
Güvenlik pazarının kurulduğu ‘belirsizlik ortamları’nda şirketler askeri malzeme ve ekipmanı rahatça sınırdan içeri sokabilirler. Özel bir izne ihtiyaçları yoktur. Uluslar arası savaş hukukunun her nevi yaptırımından özenle muaf tutulan, korunup kollanan bu bebeğin aşırılıklarının soruşturulması bugüne kadar hiç kolay olmadı. Burada diplomatik ya da siyasi anlamdaki teknik sorun suçlayabileceğiniz herhangi bir hükümetin bulunmaması.
Batı demokrasisi işgal çanağından beslenmeye ara vermez, ama bu sırada ellerini ve ağzını da kirletmez. Blackwater ve muadili profesyoneller, Batı demokrasisi global vicdanını ferah tutabilsin diye kirlenen kiralık ellerdir, bu yüzden bu kadar ortalıktadırlar. Milyar dolarlık aylık maliyetlerinin karşılanması için yapılması gereken, sol cepten taşan birkaç kalın destenin aynı pantolonun sağ cebine sığdırılmasından ibaret, her ay yinelenen basit bir ritüeldir.
Bu noktaya kadar savaş çetesini anlattığımız işgalin diğer cephesinde, 3 bölgesel özerk yönetimle idare edilen Irak’ın yeniden inşa edilmesi projesi var. Petrol gelirlerini büyük ölçüde ve 35 yıllığına uluslar arası petrol devlerinin vesayetine bırakacak yeni petrol ve doğalgaz yasası ile petrol üretim sınırını kendisi belirleyemeyecek hale getirilecek Irak’ın OPEC üyeliğinden çıkarılması ve bölgesel yönetimlerin petrol politikalarını bölgeler arası rekabeti yükseltecek biçimde kurarak üçe bölünmeyi tamamlayacakları öngörülüyor.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Bağdat’ta bağımsız iş yapabilme özgürlüğünü kazandığı günlerde Barzani için, Bekne ve Zaho’daki rezervleri kastedilerek ‘Türkiye olmadan o petrolleri satamaz’ deniyordu.
Kimi Türk girişimcileri ‘Türkiye’ye göbekten bağlı bir Kürt Devleti’ fantezilerini kamuoyuna lanse ederken, kimi Türk milliyetçileri, Türkmenlerin ‘bir boru hattı’na, ‘üç tane ihale’ye satılamayacağını haykırdı. Onların fantezisi, iktisadi aklın pozitif hümanizmacı inceliğinden yoksundu. Sonuna kadar militerdi. “ Ordu Kerkük’e”.
Tuhaf Şeyler Ülkesiyiz. KTV olarak bilinen, Barzani’ye ait kürt televizyonunu kuran Türk işadamı, CIA, MİT ve Barzani arası ilişkilerin odağındaki baş casus olmakla suçlandı. Roj TV’nin etkisini kıracağı umulduğundan Genelkurmayca da onaylandığını açıklayarak kendini aklamaya çalıştı. Şizofrenik düşünme, en büyük belalımız halini aldı. Bana kalırsa cevval medyamızın manipülatif manevralarının kesintisizliği hepimizi adım adım şizofreniye yaklaştırıyor. K. Iraktaki PKK kamplarına yönelik son hava operasyonlarının kafalara çakıldığı televizyon seanslarındaki porno üslup, bir bilinç, bir bilinçaltı bıraktı mı? bekleyip görelim.
İki yaz önce, İsrail’in önce Filistin’de sonra Lübnan’da yaptıklarını, PKK kamplarının bulunduğu K. Irakta yapmayı öneren bir dış politika fantezisine az kaldı tav oluyordu memleketim, kendisinin İsrail olmadığını unutarak.
Bu sırada, K. Irak’ın o tür bir lokma değil, başka tür bir lokma olduğunu bilen yerli sermaye, şantiyelerini yakın Irak’a taşımıştı çoktan.
Köln güzel Sanatlar Akademisi mezunu “Sanatçı-mimar-müteahhit” bir Türk, Barzani’nin Başkanlık Sarayı’nı inşa etti. Tayip Erdoğan ve Mesut Yılmaz’ın ortak bir dostları da Orta Doğu’nun en büyüğü olan Erbil Havalimanı ve Özel Üssünü. Bir başkası benzer bir havalimanının Süleymaniye’de olanını. Doğramacı da Bilkent’in Talabani için olanını. “yatırım” cazibesi yaratan villalar, müstakil evler, lüks dairelerin olduğu çok katlı bloklar, toplu konutlar, yollar, bakanlık binaları, parlamento binası, bankalar, kapalı spor salonları ve dahi cezaevleri…
Kuzey Irak’ın geleceğini tuğla tuğla, ilmek ilmek inşa eden Türk inşacılar. İngilizcenin ortak dil olduğu lobiler, yurdun değişik bölgelerinden ünlü vatansever ve derin aileler, iş bağlantısı dehlizleri, karanlık sular, milyar dolarlar, ardından trilyon dolarlar, eski MHP’liler ve bilumum mal bulmuş mağribiler…
Türk iş dünyasınca da, asker ya da sivil millici-militer cephece de durmaksızın politikasızlıkla eleştirilen AKP hükümeti kıyısında durduğu şizofreninin sesini, ‘kervan yolda düzülür, kervan yolda düzülür…” diye kendi kendine durmadan fısıldayarak bastırmaya çalışıyor.
Batının pozitif hümanizmi karşısında Türk’ün atadan kalma hümanizminin elinden gelip gelebilecek şimdilik budur.